BÜYÜCÜM

19/10/2009 ·


BÜYÜCÜM                                                                                                           


 
I

Tanrıların isimlerini tekrarlamam, ölümü geciktirmiyor.

Kemiklerimi, adak testimin yanında kıvrılmış buluyorum.

Ve şekilsizliğimi unutmaya çalışıyorum.

Nereden geldiğim biraz önemli

Orada kalsaydım daha mı az titretecektim mermeri.

Yüzünü tanıyorum büyücüm

Yaşaması gerekmiyor ellerimin

 

Yalnız gideceğim oraya

Tanrılara ağlayacağım bu defa

–Tanrılar ağlanmaktan yorgundur oysa–

Boşluklarının, olmayışlarının sıkıntısını anlatacağım

Susacaklar

Soluksuz nasıl yaşanır sırlarını fısıldayacaklar

Yaşanır mı büyücüm

  II

 Işığı yetmiyor gözlerinin

Sadakatini anlatmaya

Yoksun

Yokluğun anlam bulmuyor yakarışında

Çocuksuz olmalısın

Kemiklerin yetiyor anlatmaya



III

 Gri giysili törenler bitti

Ayın ipuçlarını vereceği ânı bekliyorum.

Bir ömre kaç ölüm sığdırılır

Hangi korku adak testisini doldurur bilmiyorum

Büyücüm gecede yıldızlarımın olması günah olur mu

Üstelik birbirlerine göz kırptıkları yok

Ölümlüyüm,

Bundan büyük mutluluk olabilir mi büyücüm.

Susuyor, kıvrılıyorum

Kıvrılınca kemiklerimi sayamıyorum.

Adak testim başucumda içi boş,

Kaçıncı kadınıyım o adamın bilmiyorum.

Kör oldum büyücüm

Ateşin susuz öfkesi artık yok.

Taşınan heykeller gibi kör

Kırılan sütunlar gibi aksak.

Hem büyücüm,

Kadının acıları üşüşünce güneye

Dünyanın dengesi neden bozulmuyor

Anlamıyorum


IV


Dönüş

Gitmek gibi olmayan boşluğuyla

Uzak kalmanın uzunca sürdüğü o yaz ortası.

Kaç gün

Saymadım belki üç

Zamanla işim bitti artık.

Acı çoğaldıkça yumuşaması tenin

Tersi değil miydi söylenen bize

Biz değil miydik inandıkça katılaşan tenimizle

Aldanışın kuytusuna gizlenen.

Ben azaldıkça kendim mi oluyordum

Başka bir şey, başka biri mi yoksa

Bir başka hayatın olmadığı

Her ânın değiştirdiği doğruysa

Her şey dondu büyücüm

Bir mermer soğukluğu kalıcı olan

Bir de dokunuş...
                                        BEJAN MATUR

Yorum (1) Yorum yaz!

ZAMAN KEKEMEYDİ...

13/11/2008 ·

Gün bitti, elindeki güller de soldu
anımsanacak neler kaldı bugünden
paylaşılmış olan nelerdi sımsıcak
belki bir türkü söyleriz geceye karşı
saçlarını tarazlayan bir şafak olur

Zaman kekemeydi ve tarihe sızan
soytarılar gördük genç ömrümüzde
ölüm peşimize düşende bir göçebeydik
suretimiz ağardı kurulan darağaçlarına
bütün sığınaklar uçurumlara açılırdı

Rüzgâr suyu soğutsun su terli bedenlerimizi
ve aşkı düşünelim biz, destan yalnızlıkları
konuşursak akşam olur ve yine yağmur yağar
gidersek gülüşler azalır buralarda
kim bulur kayıp adresteki dostları

Bir karanlığa bakıyorum bir de zamana
ay büyüyüp bir gül oluyor ellerinde senin
ve ancak yeni bir yorumu oluyor aşkın
saçlarından sızan bu karanlık yağmur
ayın çağıltısıyla tutuşuyor begonyalar

Saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü
çözdükçe savrulan rüzgârdı saçların
ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru
-Aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm
kendimi, seni ve bütün dünyayı
Ahmet TELLİ

Yorum (2) Yorum yaz!

DÖNECEKSİN DİYE SÖZ VER

12/10/2008 · Kategori: Major Sevdam






Bir hastanenin soğuk , yeşil koltukları olan ,  
yoğun bakım ünitesine açılan bekleme salonundaydı 
bu şarkıyı ilk işittiğinde  , 
Soğukluk ısı derecesinden değil  tamamen içinde olduğu kurumun duvarlarına sinen  duygulardan kaynaklanıyordu 
ve hatta çok sıcak bir zamandı mevsimlerden yaz ,aylardan temmuz ama onun içini üşütüyordu ümitsizce beklediği her dakika.

Şarkı dinleyecek bir zaman değildi aslında ama ,
öylece yaşanan bu büyük fırtınada saçına takılmış bir kuru yaprak gibi takıldı şarkının sözleri kızın  kulağına...
  
Kız elinde telefon sağa sola telefon ediyor ,
yakınlarına ,küçükte olsa ümit olabilecek bir haber bekleyen eş ,dost ,  akrabaya bilgi  veriyordu umutsuzca gelecek günden...






Uzun uzun çalan telefonu açacak olan ,
tâ uzak şehirlerden birinde yaşayan pek sevgili  dostu  bilmiyordu çok uzağında yaşananları ve telefonu açarsa  sonu pek muhtemel  bir  ayrılıkla sonuçlanacak
hastalık haberiyle karşı karşıya kalacağını ... 


Yeşil koltuklu o soğuk bekleme salonundan gelecek haberi bilse açmazdı telefonu  kesinlike , açamazdı  sırf o kötü haberi  almamak için  ...  

Telefonu açılsa,  istemeyerek ama bunu bilmeye hakkı olduğuna inandığı için acı haber verecekti candostuna ,
yeşil koltuklu bekleme salonuna yüreği hapsolmuş  ,kulağına ayrılık şarkısı kaçmış kız 
ve telefonda ki dost , her dost gibi paylaşmak için günlerin karasını düşecekti yollara  ,
yetişilmesi gereken bir acı vardı kapıda, bir ayrılık ,bir yoksunluk ...
  
(gerçi  biliyordu ki  hiçbir ayrılığa  yetişilmezdi ,
kaçardı bir ömür ayrılıkla yitip giden anlar , kaçırılan zamanlar , fırsatlar
ve her zaman ayrılığı yüklenenin heybesinde kaybedilmiş bir şeyler vardır ,
söylenmemiş sözler ,ahh bi kapısından geçerken  bir uğrasaydımda son bi kez görseydim  söylemleri  veya son bir kucaklayamamanın ezikliği mesela)

Kız  elinde telefon  zaman içinde zamânı yaşarken  , telefonda çalan bir çalarken dinlet şarkısı vardı ,
ilk defa duyuyordu  ve sanırım bir daha kulağından hiç çıkarılmayacak kadar derin izler bırakmıştı o kısa sürede . 

İçinde ki karanlık gecede ayağını nereye atacağını bilemediği  zamanlarda attığı adımlar kadar tedirgin ,
kaderle yapılan pazarlığa  yazılmış sözlerdi ki   içinden geçenleri  o an daha iyi anlatan başka bir kaç söz  olamazdı..

Şimdi bu kısa hikayeden sonra bir kez daha dinleyin bu şarkıyı lütfen...

DÖNECEKSİN DİYE SÖZ VER

Güneşin ufka değdiği yer
Oraya git ama yine gel
Döneceksin diye söz ver
Böylesi hepsinden güzel
Git özlet kendini yine gel
Döneceksin diye söz ver

Dinle uzaktan çalan şarkı hicazdan
Yaktık seninle biz bir yangını yeni baştan
Dinle uzaktan küllerin arasından
Madem herşey biter yine başlar yenibaştan

Bana ne olur ellerini ver
Gideceksin ama yine gel
Döneceksin diye söz ver

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!